ELVEDA YA ŞEHRİ RAMAZAN

ELVEDA YA ŞEHRİ RAMAZAN
İman edenlerin Allah’ın zikri ve onun katından inen hak sözler ile kalplerinin ürpereceği zaman daha gelmedi mi?” Onlar daha önce kendilerine kitap verilmiş ve üzerlerinden uzun zaman geçip kalpleri katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu yoldan çıkmışlardır. (Hadid, 16)
Değerli okur kardeşim; Müezzinler, elvedâlarla uğurlamaya başladılar azîz misâfiri. ‘’Elvedâ! Ya şehri mübârek elveda!’’ Şevval ayı girmeye, şeytanlar zincirlerinden çözülmeye hazırlanıyor. İhtiyarlarımızın sakalını ninelerimizin yaşmağını ıslatmaya başladı ayrılık gözyaşları. Küçüklerimiz unutulmaz hatıralar yaşadı mübârek mevsimde. İlk defa tam oruç tutanlar, sahurlarda uyuklayarak sofraya oturanlar. İftar vaktini terhis bekleyen asker gibi dakika dakika sayanlar…. Ramazanı ilk kez beraber ağırladı yeni evlenen çiftler, beraber son Ramazanlarını geçirdi belki de bazıları.  Bir Ramazanı daha uğurluyoruz.  Bu sene Ramazan mahzun gidiyor. Camiler mahzun, cumalar mahzun, teravihler mahzun, salevatlar mahzun, iftar sofaları mahzun, mukabeleler mahzun bu Ramazan.
RAMAZAN BİZİ NE KADAR DÜZELTTİ?
Hesap günü gelmeden, o gün kolay cevap verebilmek için sorulara, kendimizi hesaba çekme vakti. İçinde rahmet, mağfiret ve cehennemden kurtuluş günlerini barındıran Ramazan geçmiş, mü’min kalbi ölçme vakti. Ramazandan önceki hali /sonraki hali. Yani kulluğumuzu şu vaziyetteyken bu vaziyete getirdik. Ramazan’dan önceki mânevî hayatımızın faaliyetlerni  koysak bir tarafa, diğer tarafa da Ramazanın. Karşılaştırsak; İşte Ramazan ayından önceki ibadetlerimiz ve şimdiki halimiz.
Ramazan’dan önceki nefsimiz ve şu anımız. Ramazan’dan önceki gönlümüz, merhametimiz, sabrımız ve anımız.
Neler değişmiş hayatımızda, bir düşünsek. İbadetlerimizdeki eksikleri düzeltebilmiş miyiz? Sadece aç mı kalmışız, yoksa gerçekten kul mu olmuşuz? Kur’an-ı Kerim’le muhabbetimizi arttırmışız mı? Peygamberimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem’in sünneti bu Ramazanda hayatımızı süsledi mi? Olumlu cevaplar verebiliyor muyuz bu sorulara? Zincirinden kurtulan şeytan bizi bıraktığı gibi bulacaksa, kaldığı  yerden devam ediyorsa gıybetimiz. Şehr-i Ramazan’ın gidişiyle namaza mola veriyorsak, kuranı kerimi tekrar tozlu raflara kaldıracaksak, şu rahmet mevsimini hiç yaşamamış gibi o gelmeden önce olduğumuz yerden devam edeceksek; Velhasıl Ramazan bir farklılığa, bir değişime, bir yenilenmeye zemin olmamışsa hayatımız da;
          Bir nefes alıp düşünelim, bir soralım kendimize. Ramazan neden girdi hayatımıza? Ramazanı nasıl ihya etmeliydik? Uyanmak için, değişmek için, tövbe etmek, sımsıkı hakka sarılmak için son birkaç gün. Ramazanda tevbe etmeyecekse ne zaman? Kaç Ramazanı kaçıracağız arınmadan, kaç teravih, kaç sahur, kaç iftar, kaç oruç bizleri yönlendirecek gerçek kulluğa?
 Hadi daha neyi bekliyoruz? Ramazan’ın dışına çıkmadan günahlardan kurtulalım. Söz verelim Yüce Yaratıcı’ya; dinine sımsıkı sarılacağımıza dair. Söz verelim Allah’a, dinini yücelteceğiz diye. Verdiğimiz ahde sadık kalacağız diye verdiğimiz sözü hatırlayalım. Arınalım günahlardan, haramlardan, dedikodu, gıybet, faiz, adam kayırma, zulüm etme ya da zalime sessiz kalma hastalıklarından.
     Sizleri şu hadisi şerifle baş başa bırakıyorum. Kâ’b bin Ucre -radıyallâhu anh- anlatıyor:
Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün bize; “Minbere yaklaşın!” buyurdu. Biz de yaklaştık. Birinci basamağı çıktı; “Âmîn!” dedi. İkinci basamağı çıktı, yine; “Âmîn!” dedi. Üçüncü basamağı çıktı, aynı şekilde; “Âmîn!” dedi.
Minberden indiğinde: Yâ Resûlallâh! Bugün sizden daha önce işitmediğimiz şeyler duyduk. (Bunun hikmeti nedir?)” diye sorduk. Şöyle buyurdular: “Cibrîl aleyhisselâm- bana göründü ve; «Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim. İkinci basamağa çıktığımda; «Senin ismin yanında zikredilip de sana salavât getirmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim. Üçüncü basamağı çıktığımda: «Anne-babası veya ikisinden birisi yanında yaşlanıp da (onları râzı ederek) cenneti kazanamayan kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim.” (Hâkim, IV, 170/7256; Tirmizî, Deavât, 100/3545)
     Allahım sen effedicisin affetmeyi seversin bizleri affayle. Gerçek bayramları görebilmek ümidiyle. Bayramınız mübarek olsun.

YORUM EKLE